Sarkık dudaklarımız,
kalkmıyor hüznün ağırlığında
ve; üzerimize çizdiğimiz
kocaman bir gülümseme ile gösteriyoruz mutluluğu...
Pazartesi
Pazar
Naked filminin bir bölümünden alıntı.
İncil'in Kıyameti haber veren
son bölümü?
- İncil'in her bölümünü çok iyi biliyorum.
- Senin için çok mutluyum.
"Sağ eline ya da alnına bir işaret
koysun diye zorladı herkesi...
...hiç kimse satamasın,
alamasın o işarete sahip değilse...
...şeytanın işaretine ya da
şeytanın sayısı olan...
...666'ya."
- 666. Biliyorum bunu.
- Çok iyi.
- Nostradamus var.
Nostradamus, 3 erkek
kardeşten bahsetmiş.
Kennedy kardeşlerden mi
bahsediyordu yoksa...
...şu komünistlerin üç liderinden mi?
Gördün mü? Bilemezsin.
Nostradamus'u boş ver!
Nostradamus'tan, Shipton Ana'dan...
...Russell Grant veya
Mistik Meg'den bahsetmiyorum.
Kutsal kitaptan bahsediyorum ben.
Bu kadar kesin bir kehanetin
anlamı ne olabilir acaba?
İşaret nedir?
İşaret Brian, barkod
her yeri sarmış.
Her tuvalet kağıdında,
her sigara paketinde...
...ve her bir domuz pastırmasında
görebileceğin barkodlar.
Ve her lanet barkod
3 işaret ile 2'ye bölünür.
Ve o üç işaret her zaman
666 rakamı ile gösterilir.
Şimdi, ne deniyor?
alamasın o işarete sahip değilse."
Ve şimdi tüm şu kredi kartı
sahtekarlıklarının...
...kökünü kurutmak için ve
tamamen nakitsiz bir toplum...
...yaratmak için planladıkları şey
Amerikan askerlerinde...
...test ettikleri bir plan.
Deri altına lazer dövmeler yapılacak,
sağ elin ya da alnın işaretlenecek.
Plastiği canlı et ile değiştirecekler.
Yine Esinleme Kitabı'ndan, 7 mühür
kıyamet gününde kırılarak açıldığında...
...ve 7 melek boruları üflediğinde
3. melek borazanını çaldı...
...gökten, meşale gibi yanan
büyük bir yıldız...
...ırmakların üzerine düştü.
Suların üçte biri pelin gibi acılaştı...
...bu sulardan içen
birçok insan öldü.
Pelin otunun Rusça ismini
biliyor musun peki?
- Hayır.
- Çernobil.
Gerçek bu!
18 Ağustos 1999'da
güneş sistemimizdeki gezegenler...
...bir haç biçimi alarak dizilecekler.
- Ben astrolojiye inanmam.
Ben astrolojiden bahsetmiyorum.
Ben astronomiden bahsediyorum.
Bütün gezegenler Balık, Aslan,
Boğa ve Akrep burçlarında...
...hizalanacaklar ve bu da
Daniel'ın kitabında bahsedilen...
...Mahşerin 4 atlısına
birebir uyuyor.
Bir başka lanet gerçek!
Devam etmemi ister misin?
Dünyanın sonu çok
yakın Brian. Oyun bitti.
son bölümü?
- İncil'in her bölümünü çok iyi biliyorum.
- Senin için çok mutluyum.
"Sağ eline ya da alnına bir işaret
koysun diye zorladı herkesi...
...hiç kimse satamasın,
alamasın o işarete sahip değilse...
...şeytanın işaretine ya da
şeytanın sayısı olan...
...666'ya."
- 666. Biliyorum bunu.
- Çok iyi.
- Nostradamus var.
Nostradamus, 3 erkek
kardeşten bahsetmiş.
Kennedy kardeşlerden mi
bahsediyordu yoksa...
...şu komünistlerin üç liderinden mi?
Gördün mü? Bilemezsin.
Nostradamus'u boş ver!
Nostradamus'tan, Shipton Ana'dan...
...Russell Grant veya
Mistik Meg'den bahsetmiyorum.
Kutsal kitaptan bahsediyorum ben.
Bu kadar kesin bir kehanetin
anlamı ne olabilir acaba?
İşaret nedir?
İşaret Brian, barkod
her yeri sarmış.
Her tuvalet kağıdında,
her sigara paketinde...
...ve her bir domuz pastırmasında
görebileceğin barkodlar.
Ve her lanet barkod
3 işaret ile 2'ye bölünür.
Ve o üç işaret her zaman
666 rakamı ile gösterilir.
Şimdi, ne deniyor?
alamasın o işarete sahip değilse."
Ve şimdi tüm şu kredi kartı
sahtekarlıklarının...
...kökünü kurutmak için ve
tamamen nakitsiz bir toplum...
...yaratmak için planladıkları şey
Amerikan askerlerinde...
...test ettikleri bir plan.
Deri altına lazer dövmeler yapılacak,
sağ elin ya da alnın işaretlenecek.
Plastiği canlı et ile değiştirecekler.
Yine Esinleme Kitabı'ndan, 7 mühür
kıyamet gününde kırılarak açıldığında...
...ve 7 melek boruları üflediğinde
3. melek borazanını çaldı...
...gökten, meşale gibi yanan
büyük bir yıldız...
...ırmakların üzerine düştü.
Suların üçte biri pelin gibi acılaştı...
...bu sulardan içen
birçok insan öldü.
Pelin otunun Rusça ismini
biliyor musun peki?
- Hayır.
- Çernobil.
Gerçek bu!
18 Ağustos 1999'da
güneş sistemimizdeki gezegenler...
...bir haç biçimi alarak dizilecekler.
- Ben astrolojiye inanmam.
Ben astrolojiden bahsetmiyorum.
Ben astronomiden bahsediyorum.
Bütün gezegenler Balık, Aslan,
Boğa ve Akrep burçlarında...
...hizalanacaklar ve bu da
Daniel'ın kitabında bahsedilen...
...Mahşerin 4 atlısına
birebir uyuyor.
Bir başka lanet gerçek!
Devam etmemi ister misin?
Dünyanın sonu çok
yakın Brian. Oyun bitti.
Cumartesi
Cuma
not defterinden
yarım kalan şaraplar ekşidi çoktan
son bir sevişme sözüm vardı her sevgiliye
ölüm, ölümsüz yapacaktı diye nihayetinde
hep hep öldüm, ölümsüzlüğüm şuan kime
çıkarttım tüm tanrılarımı dolaptan
ağalayan, oturan, yanan, ışıldayan
birbirine vurarak yok ettim her birini
çarptığım gibi her ayrılığa bedenimi
son bir sevişme sözüm vardı her sevgiliye
ölüm, ölümsüz yapacaktı diye nihayetinde
hep hep öldüm, ölümsüzlüğüm şuan kime
çıkarttım tüm tanrılarımı dolaptan
ağalayan, oturan, yanan, ışıldayan
birbirine vurarak yok ettim her birini
çarptığım gibi her ayrılığa bedenimi
Cumartesi
The Wall
--Merhaba.
.
.
.
--Ben susarım, aldırma, sen konuş.
.
.
--Her sütun ayrı mı? Bir bütün müsünüz?
.
.
--Pardon, neyse... Hepinize ayrı ayrı merhaba diyemeyeceğim. Yakınımda sen varsın.
Gözlerin nerede yada ağzın; kulakların var mı?
.
.
.
--Biraz yüksek sesle söyler misin bende duyamıyorum.
.
.
--Yalnız değilim.
Şarkı söylesem dinler misin, şiir okusam, kitap okusam sana...
Ne çok şey gördün, duydun.
İyi ki ağzın yok diyorum bazen
Yada gözlerin yok ne bilim kulakların.
.
.
--Seviyorum diyorum bazen, az biliyorum.
Yüksek sesle söylüyorum,duymuyor.
.
.
--Sen sevdin mi hiç? Biliyor musun?
Sevip söyleye biliyor musun?
Susup sevebiliyor musun, sevişebiliyor musun?
.
.
--Bak şarkıyı duyuyor musun,
Güzel bir gün olur mu bugün ne diyorsun.
.
.
--Bak bir derdim var diyor şimdi de .
Bin derdin var belkide, tutuyorsun içinde.
Sussan nereye kadar, sussam neye yarar.
.
.
--Konuşuyorum ya işte.
Esir etmeyeyim seni kendime
Muhabbeti bağlaya-mayacağız seninle biz bu gece.
Uyuyalım.
Konuşuruz yine başka bir gece.
.
.
.
--Ben susarım, aldırma, sen konuş.
.
.
--Her sütun ayrı mı? Bir bütün müsünüz?
.
.
--Pardon, neyse... Hepinize ayrı ayrı merhaba diyemeyeceğim. Yakınımda sen varsın.
Gözlerin nerede yada ağzın; kulakların var mı?
.
.
.
--Biraz yüksek sesle söyler misin bende duyamıyorum.
.
.
--Yalnız değilim.
Şarkı söylesem dinler misin, şiir okusam, kitap okusam sana...
Ne çok şey gördün, duydun.
İyi ki ağzın yok diyorum bazen
Yada gözlerin yok ne bilim kulakların.
.
.
--Seviyorum diyorum bazen, az biliyorum.
Yüksek sesle söylüyorum,duymuyor.
.
.
--Sen sevdin mi hiç? Biliyor musun?
Sevip söyleye biliyor musun?
Susup sevebiliyor musun, sevişebiliyor musun?
.
.
--Bak şarkıyı duyuyor musun,
Güzel bir gün olur mu bugün ne diyorsun.
.
.
--Bak bir derdim var diyor şimdi de .
Bin derdin var belkide, tutuyorsun içinde.
Sussan nereye kadar, sussam neye yarar.
.
.
--Konuşuyorum ya işte.
Esir etmeyeyim seni kendime
Muhabbeti bağlaya-mayacağız seninle biz bu gece.
Uyuyalım.
Konuşuruz yine başka bir gece.
Pazar
peçete yazısı
Öylece karşımda dur,
Müdahale et zihnime. Sana doğru olanları vur.
biz söz vermedik geleceğe.
Sersemdim,
çok inceydim zihnince...
Bilsen fikrimi,
cesaret bile edemezdin sevmeye.
Müdahale et zihnime. Sana doğru olanları vur.
biz söz vermedik geleceğe.
Sersemdim,
çok inceydim zihnince...
Bilsen fikrimi,
cesaret bile edemezdin sevmeye.
Cumartesi
Aşık
Geçerken dikkat et hayatımdan
Basma çok ortada duran damarıma
Bozuluyor ekranım sonra
Bağırıyorum sağa sola
Uzanırken çıplak ol yanımda
Elini sıkıştırma bacaklarının arasına
Dön, sar beni aşıkca
Aramayım, yüzünü karanlıkta
Çıkarken kapıyı çek
Uzanamayacağım buradan
Yada daha dur gitme
Şu rakıdan bir yudum daha çek
Sen hep salı gelirsin bana
Lütfen, bu perşembe de uğra
Bahanelerin var biliyorum ama
Hiç olmazsa penceremden el salla
Basma çok ortada duran damarıma
Bozuluyor ekranım sonra
Bağırıyorum sağa sola
Uzanırken çıplak ol yanımda
Elini sıkıştırma bacaklarının arasına
Dön, sar beni aşıkca
Aramayım, yüzünü karanlıkta
Çıkarken kapıyı çek
Uzanamayacağım buradan
Yada daha dur gitme
Şu rakıdan bir yudum daha çek
Sen hep salı gelirsin bana
Lütfen, bu perşembe de uğra
Bahanelerin var biliyorum ama
Hiç olmazsa penceremden el salla
Cinayet sonrası otopsi. iki
Güçsüzdü, inandığı şey tanrıda değildi. Taşlarını sağa sola dağıtır ortada kalana tapardı. Vokalinin bıyıklı olduğu bir rock grubunu dinlerdi. Beraber söylerlerdi.
Yarın buluşacağız, yarın beraber olacağız.
Bebeğim!
Tıpkı dün ve önceki günler gibi, sevişeceğiz.
Bebeğim!
Tenim teninde eriyecek,
Birlikte söyleyeceğiz.
Seni seviyorum!
Seni seviyorum!
Kristal bir kanatla uçacağım yanına,
Günahsız olacağım ve beraber söyleyeceğiz.
Seni seviyorum!
Seni seviyorum!
Söyleyerek ilerledi tekrar küvete. Sabırlı ol geliyorum!
Yarın buluşacağız, yarın beraber olacağız.
Bebeğim!
Tıpkı dün ve önceki günler gibi, sevişeceğiz.
Bebeğim!
Tenim teninde eriyecek,
Birlikte söyleyeceğiz.
Seni seviyorum!
Seni seviyorum!
Kristal bir kanatla uçacağım yanına,
Günahsız olacağım ve beraber söyleyeceğiz.
Seni seviyorum!
Seni seviyorum!
Söyleyerek ilerledi tekrar küvete. Sabırlı ol geliyorum!
Pazar
Yüksek düşler
Başımız hep önde ilerlerdik yakmasın diye
güneş yüzlerimizi, hep gitmek isterdikte gidemezdik ileriye kaldırmaktan
korktuğumuzdan başımızı. Korktuğumuz güneş değildi, korktuğumuz ilerisiydi ilk o zaman tuttum sıkısıkıya birisin
ellerini sevgiden değildi. İleriye
bakmak cesaret mi ister? Ne korkutur ki ileriye baktığımızda bizi? Gördüğümüz
ağaç,çiçek, güneş değil miydi? Değildi! Attığımız her adım gelecekti, attığımız
her adım geçmiştendi, attığımız her adımda dökerek gidiyorduk hayatlarımızı.
TANIK
Çok çirkindim,
kendim için yapacak hiç birşeyim yoktu.
kendim için yapacak hiç birşeyim yoktu.
Bende; dokunduğum herşeyi güzelleştirmeye karar verdim...
Cuma
Küçük PRENS ile röportaj...
"İnsan milyonlarca yıldızdan yalnızca birinde yaşayan tek bir çiçeği seviyorsa yıldızlara bakmakla bile mutlu olabilir. Çiçeğim oralarda bir yerde diye kendini avutur. Ama dediğim gibi. Büyükler bunu anlayamaz çünkü onların çok daha önemli işleri var."
Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry 'nin en ünlü romanı. Basit bir çocuk kitabı gibi görünen ama aslında yaşam, sevgi ve aşk hakkında derin anlamlar içeren Küçük Prens'te bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası anlatılıyor. Bu yüzden bir çocuk kitabı olarak değil, büyüklere hitap eden bir kitap olarak bakmalıyız ona. Kitabın sade bir özetini yapmak bana onun esas amacını veremeyecekmişim gibi geldi. Bu yüzden bende küçük prensle röportaj yapıyormuşum gibi yazdım. Lütfen şimdi sizde astronot kıyafetlerinizi giyip benimle beraber B-612 asteroyidine gelin ve küçük prensin öğütlerini dinleyin.
soru: Kitabınızda biz büyükleri sürekli eleştiriyorsunuz. Bizim göremediğimiz kusurlarımız ne?
cevap: Benim gezegenimi ilk kez 1909 yılında bir Türk gök bilimcisi gözlemledi ve bu buluşunu uluslar arası gök bilim kongresinde açıkladı. Fakat kıyafetlerinden dolayı onu kimse dinlemedi. Mesela mutlu bir rastlantıyla gezegenimin ünü kurtuldu. Büyük bir Türk önderi Türkleri Avrupalılar gibi giyinmeye ikna etti. Bir süre sonra da gök bilimcisi görüşlerini şık giysiler içinde tekrar söyledi. Bu sefer herkes ona hak verdi. Büyükler işte böyledir. İnsanın düşüncesinden çok dış görünümüne önem verirler.
Size gezegenimin kısa öyküsünü anlatmamın bir nedeni daha var. Siz büyüklerin sayılara karşı bir tutkusu var. Mesela pembe kiremitli , penceresinde sardunyalar olan bir ev dersem bunu anlamazsınız, ama yüz bin dolarlık bir ev dersem "aman ne güzel ev!" dersiniz.
soru: Buraya gelirken 325,326,327,328,329,330 gibi gezegenleri de gördük. Burada kimler kalıyor? Onları tanıyor musun?
cevap: Kesinlikle. Onların hepsi benim arkadaşım. Sadece büyük oldukları için biraz tuhaflar o kadar....
soru: Peki tuhaflıkları ne?
cevap: Mesela 327. gezegende bir içkici oturuyor. Bir gün onunla tanışmaya gittim. Onu ilk gördüğümde içiyordu. Neden içtiğini sordum. Bana:
-unutmak için.
-Peki neyi unutmak istiyorsun?
-utandığımı unutmak için.
-Peki neden utanıyorsun?
-İçmekten.
Onu kendi halinde bırakıp gezegenime geldim. Büyükler gerçekten çok tuhaf. Bir şeyi daha belirtmeliyim. Biz küçükler büyüklere karşı biraz anlayışlı olmalıyız. Onların kusurlarını anlayışla karşılamalıyız.
329, gezegende de sürekli hesap kitap işleri yapan biri var. Onun yanına gittiğimde beni görmedi bile. Bende benim farkıma varana kadar bekledim. Bir süre sonra dayanamayıp sordum.
-neleri sayıyorsun?
Sorumu duymamazlıktan geldi. Bende sorumu tekrar tekrar sordum. En sonunda dayanamadı.
-yıldızları sayıyorum.
-neden?
-onların hepsi benim. Kaç tane olduklarını sayıyorum.
Yıldızlara sahip olmak bana çok saçma geldi.
-neye yarar ki tüm yıldızlara sahip olmak?
-zengin olmaya yarar.
Anlaşılan bu adamında kafası içkicininki gibiydi. Bir süre sonra sıkıldım. Yıldızlara sahip olmak bana hiç eğlenceli gelmedi ve bende kendi gezegenime döndüm.
soru: Peki Dünyaya geldin mi?
cevap: Evet. Bir kez geldim. Dünyada da o gezegenlerde gördüğüm insanları gördüm. Hepsi de kendilerince önemli işlerin peşinde koşuşturup duruyorlardı.
soru: Peki büyüklerin aradığı ne?
cevap: Büyükler trenlere doluşarak giderler ama ne aradıklarını bilmezler. Telaş içinde dönüp dururlar. Oradaki insanlar bir bahçede bin gül yetiştirir ama aradıklarını bulamazlar. Oysa aradıkları şeyi tek bir gül yada bir damla suda bulabilirler.
İnsan milyonlarca yıldızdan yalnızca birinde yaşayan tek bir çiçeği seviyorsa yıldızlara bakmakla bile mutlu olabilir. Çiçeğim oralarda bir yerde diye kendini avutur. Ama dediğim gibi. Büyükler bunu anlayamaz çünkü onların çok daha önemli işleri var.
soru: Peki gerçek dostluk nasıl olmalı?
cevap: Bu iş o kadar kolay değil. Önce benden biraz öteye oturmalısın. Çünkü konuşmak aynı zamanda anlaşmazlıklarında kaynağıdır. Eğer anlaşırsak her gün biraz daha yakın oturabilirsin. Mesela her gün saat 3 te gelirsen ben saat 2 den itibaren sevinmeye başlarım. Böylece mutluluğun tadını çıkarırım. Oysa değişik saatlerde gelirsen yüreğimi ne zaman hazırlayacağımı bilemem........
AHMET KUMCU
2007 ŞUBAT
Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry 'nin en ünlü romanı. Basit bir çocuk kitabı gibi görünen ama aslında yaşam, sevgi ve aşk hakkında derin anlamlar içeren Küçük Prens'te bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası anlatılıyor. Bu yüzden bir çocuk kitabı olarak değil, büyüklere hitap eden bir kitap olarak bakmalıyız ona. Kitabın sade bir özetini yapmak bana onun esas amacını veremeyecekmişim gibi geldi. Bu yüzden bende küçük prensle röportaj yapıyormuşum gibi yazdım. Lütfen şimdi sizde astronot kıyafetlerinizi giyip benimle beraber B-612 asteroyidine gelin ve küçük prensin öğütlerini dinleyin.
soru: Kitabınızda biz büyükleri sürekli eleştiriyorsunuz. Bizim göremediğimiz kusurlarımız ne?
cevap: Benim gezegenimi ilk kez 1909 yılında bir Türk gök bilimcisi gözlemledi ve bu buluşunu uluslar arası gök bilim kongresinde açıkladı. Fakat kıyafetlerinden dolayı onu kimse dinlemedi. Mesela mutlu bir rastlantıyla gezegenimin ünü kurtuldu. Büyük bir Türk önderi Türkleri Avrupalılar gibi giyinmeye ikna etti. Bir süre sonra da gök bilimcisi görüşlerini şık giysiler içinde tekrar söyledi. Bu sefer herkes ona hak verdi. Büyükler işte böyledir. İnsanın düşüncesinden çok dış görünümüne önem verirler.
Size gezegenimin kısa öyküsünü anlatmamın bir nedeni daha var. Siz büyüklerin sayılara karşı bir tutkusu var. Mesela pembe kiremitli , penceresinde sardunyalar olan bir ev dersem bunu anlamazsınız, ama yüz bin dolarlık bir ev dersem "aman ne güzel ev!" dersiniz.
soru: Buraya gelirken 325,326,327,328,329,330 gibi gezegenleri de gördük. Burada kimler kalıyor? Onları tanıyor musun?
cevap: Kesinlikle. Onların hepsi benim arkadaşım. Sadece büyük oldukları için biraz tuhaflar o kadar....
soru: Peki tuhaflıkları ne?
cevap: Mesela 327. gezegende bir içkici oturuyor. Bir gün onunla tanışmaya gittim. Onu ilk gördüğümde içiyordu. Neden içtiğini sordum. Bana:
-unutmak için.
-Peki neyi unutmak istiyorsun?
-utandığımı unutmak için.
-Peki neden utanıyorsun?
-İçmekten.
Onu kendi halinde bırakıp gezegenime geldim. Büyükler gerçekten çok tuhaf. Bir şeyi daha belirtmeliyim. Biz küçükler büyüklere karşı biraz anlayışlı olmalıyız. Onların kusurlarını anlayışla karşılamalıyız.
329, gezegende de sürekli hesap kitap işleri yapan biri var. Onun yanına gittiğimde beni görmedi bile. Bende benim farkıma varana kadar bekledim. Bir süre sonra dayanamayıp sordum.
-neleri sayıyorsun?
Sorumu duymamazlıktan geldi. Bende sorumu tekrar tekrar sordum. En sonunda dayanamadı.
-yıldızları sayıyorum.
-neden?
-onların hepsi benim. Kaç tane olduklarını sayıyorum.
Yıldızlara sahip olmak bana çok saçma geldi.
-neye yarar ki tüm yıldızlara sahip olmak?
-zengin olmaya yarar.
Anlaşılan bu adamında kafası içkicininki gibiydi. Bir süre sonra sıkıldım. Yıldızlara sahip olmak bana hiç eğlenceli gelmedi ve bende kendi gezegenime döndüm.
soru: Peki Dünyaya geldin mi?
cevap: Evet. Bir kez geldim. Dünyada da o gezegenlerde gördüğüm insanları gördüm. Hepsi de kendilerince önemli işlerin peşinde koşuşturup duruyorlardı.
soru: Peki büyüklerin aradığı ne?
cevap: Büyükler trenlere doluşarak giderler ama ne aradıklarını bilmezler. Telaş içinde dönüp dururlar. Oradaki insanlar bir bahçede bin gül yetiştirir ama aradıklarını bulamazlar. Oysa aradıkları şeyi tek bir gül yada bir damla suda bulabilirler.
İnsan milyonlarca yıldızdan yalnızca birinde yaşayan tek bir çiçeği seviyorsa yıldızlara bakmakla bile mutlu olabilir. Çiçeğim oralarda bir yerde diye kendini avutur. Ama dediğim gibi. Büyükler bunu anlayamaz çünkü onların çok daha önemli işleri var.
soru: Peki gerçek dostluk nasıl olmalı?
cevap: Bu iş o kadar kolay değil. Önce benden biraz öteye oturmalısın. Çünkü konuşmak aynı zamanda anlaşmazlıklarında kaynağıdır. Eğer anlaşırsak her gün biraz daha yakın oturabilirsin. Mesela her gün saat 3 te gelirsen ben saat 2 den itibaren sevinmeye başlarım. Böylece mutluluğun tadını çıkarırım. Oysa değişik saatlerde gelirsen yüreğimi ne zaman hazırlayacağımı bilemem........
AHMET KUMCU
2007 ŞUBAT
Pazartesi
Kış
Elleri ceplerinde yürüyor bu havalarda insanlar,
Sevgisizlikten
Sevgisizlikten
Buz tutmuş kalplerine aldırmıyorlar.
Ellerim ısınsın yeter!
Daha da hızlanıyor adımlar, mutluluğa mesafe uzak.
İyisimi oturalım bir yerlerde sevgisizlik sızısında.
Hiç olmadı kahve ısıtır içimizi karemel kıvamında.
Eski mecralara göz gezdirirler, mesela iki üç sene öncesinden kalan,
eski sevgiliyi anımsatan. Söylenecek çok söz var'dı diye geçirirler akıllarından.
Sonbaharlar unutulur ama o yaz hep akılda tutulur.
Pazar
Gar
Çok yönlü bir mutluluğa aktarmalı gitmek isterdin; istasyonlarda dökerdin boncuklarını koşarken yetişemediğin hayata...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



