Pazar

Tanrı Işığı



Tanrının ışığı florasana tersten bakmak gibi mi? 
Çok garip oluyor insan beyni...

Kin


Geçtik günah inlerinden değmedik duvarlarına. 
Görmek yetiyor mu günahları işlemiş olmaya? 
Yeter artık yasak elma bile çürüdü, kalmadı toprakta!

Cuma

Trainspotting

Hayatı seçin. İş bulun.
İşinizde ilerleyin. Aile kurun.
Büyük ekran bir televizyon alın.
Çamaşır makinesi, araba...
...cd player, elektrikli konserve açacağı alın.
Sağlığınıza dikkat edin...
Kolesterolünüzü düşük tutun ve
kendinize diş sigortası yaptırın.
İpotekle ev alın.
İyi bir ev için çalışın.
Arkadaşlarınızı seçin.
Hobileriniz için ayrı giysiler
ve uyumlu çanta kullanın.
Doğru dürüst bir çatısı olan,
üç odalı pahalı bir daire kiralayın.
D.I.Y.'e gidin ve Pazar sabahı
orada ne işiniz olduğunu düşünün.
Kanepenizde oturun, televizyonun
beyninizi yıkamasına izin verin,
ruhunuzu o salak yarışmalara satın...
...ve bir şeyler tıkının.
Tüm bunları yaptıktan sonra intihar edin.
Sırf neslinizi devam ettirebilmek için...
...ürettiğiniz o sersem bebeklerin
ortalığa işemesini izleyin.
Geleceğinizi seçin.
Hayatı seçin.

 Ama neden böyle bir şey yapayım ki?

Cumartesi

Sigarayı bırakmak alışkanlıktır


Bundan yaklaşık 12 sene önce; "bir kereden bir şey olmaz" diye söylemişlerdi ilk verirken ağzımıza sigarayı. "Efkar alır, acı bastırır, keyiflendirir!" dediler.  Velhasıl aldık dudaklarımızın arasına yaktık bir çare gazı az kalmış çakmakla. Derin bir nefes ve ardında öksürük krizi.  Sonrası çorap söküğü. Bağımlı değildik; her okul çıkışı buluşur, terk edilmiş bir gecekondunun içinde sigara içerdik. Böyle gider dedik biri geçmez, aslında bunu söylerken yakmıştık ikinci sigaralarımızı.  Ortaokul bitti; bizde bitirdik sigaralarımızı, buruşturup kenara bıraktığımız paket hala aynı yerde bakarım arada uğradığımda o taraflara.  Kararlıydık bıraktık. Öylece liseye başladık o bütün bir yaz   inanın bir tek sigara bile içmedim. Lisenin başlarındayım henüz, tanımıyorum kimseyi girdim tuvalete saldım aleti, arkamda sigara içenlerin sesi. Söylendim kendi içimden tanımadığımdan kimseyi "Başlıyor yeniden bir sigara hikayesi" . Bitirdim işimi döndüm ardıma; dedim "Verin arkadaşlar bir fırt da bana".  Tereddüt yok  uzattılar hemen "Ben Ahmet, Mehmet, Aytekin" liseye de başladık şimdi. Tuvalette basılana kadar sürecekti bu seferki sigara serüvenim. Lise son yeniden başlıyoruz. Okul, müdür, öğretmen karşı koyamıyor artık bize. Hoşumuza da gidiyor daha bir keyifli içiyoruz sigaraları artık. Cebimizde paketimizde oluyordu. Öylece üniversiteye kadar geldik bu seferki ayrılık tamamen ekonomik. Başladık bitirdik yine çok kere, sahi üniversiteyi bitiremedik, terk ettik. İş güç sahibi olunca daha kaliteli içmeye başladık sigarayı. Daha yeni yeni yormaya başlıyordu bedeni, farkındaydım, yavaş yavaş azaltım ve yine bıraktım. Kendimi toparladım yeniden başladım. Sanırım artık bağımlıydım yine çok kez bıraktım(sandım). Bu en fazla 1-2 gün sürdü. Gelelim bugüne bıraktım yine neticede 7 günde oldu. Bakalım bir daha ki duman ne zaman girecek ciğerimize.

Harflerde kendi içinde bölünür

Uzun bir cümleyim şimdi hiç bir virgül beni bölemez. çok düz soluksuz bir konuşma olacak. Söylenenleri küçük çocuklar ağzına alamayacak. Her bir mısraya içki ısmarlayacağım dönecekler, dolaşacaklar, karışacaklar, savaşacaklar aralarında... galip gelenler yargıya gitmeden söylenecekler... ayrılığımızı orta afrika açlık grevi ile kutladı, bir lokma girmedi ağızlarına ben zafer dedim sense kader. şimdi birleşir bütün avrupa bir ağızdan bize çokça küfür eder mitingler gösteriler hep bizi söyler bende bir milletim şimdi içimdeki kinle, tarih kitapları yazmayacak sana saldırışlarımı sokak köpekleri fahişeleri sokak aralarına sıkıştırdığı vakite yakın olur saldırışım...

Cinayet sonrası otopsi

Oturduğu yerden yanındaki masadan yardım alarak kalktı. Avuçlarını birbirine sürttü üşür gibi. Üşümüyordu ama üşümek istiyordu. Dağılan saçlarını iki eliyle toparlayıp başının arkasına saldı. Rahatsız oldu bu durumdan da masanın üzerinde duran paket lastiği ile saçlarını bağladı. Mutfağa doğru yürüdü yürürken arkasına baktı masanın üzerinde bardak olduğundan emin olmak istiyordu. Tezgâhın üzerinde duran iki rakı şişesinden yarıma yakın olanı aldı. Dışarı çıkamama durumuna karşın yedek almıştı diğer şişeyi. İçeri geçti az önce kalktığı masanın yanında duran koltuğa yerleştirdi kıçını. Kıçını yerleştirirken bardağa uzandı elinde duran şişeden biraz rakı doldurdu içine. Şişeyi masaya bıraktı bardak elinde kaldı bir süre bardağı izledi sonra içmeye karar verdi. Bir dikişte neredeyse bardağın tamamını bitirmişti kalan kısmını bitirmek için yudumlaması yetti. Alelacele bir hareketle şişeye doğruldu tekrar bu sefer çok hızlı şekilde doldurdu bardağı şişeyi masaya bırakmadı sağ elinde tuttu bardak sol elindeydi bir seferde bitirmek istediği için yarım doldurmuştu bu sefer bardağı ağzına götürdü ve bir dikişte bitirdi. Kolunla ağzını sildi derin bir nefes aldı. Ayağa kalktı. Banyoya doğru ilerledi kapının ucundan cansız duran sevgilisine baktı. Bir yolunu bulup onu saklamalıydı…

Pazar

Can spazmı


“Beni anladın mı” diye sormaktan vazgeçiyorum artık. Her seferinde başını sallıyorsun, anlamsız! Kelimeler bekliyorum senden,  cümle kurmak henüz çabalama. Kelimeler yeter şuan bize ikiye böldüğümüzde. Yeraltından takip ediyorum seni, gözlerim açık ama karanlık. Kurtuluş gününe kaç gün kaldı diye hesaplamaktan vazgeç artık, kurtuluş olmayacak tenler birleşmeden.  Kurtuluş olmayacak Beethoven 10. Senfonisinin başında olmadan. Rüyandaki gizem, uyandıktan sonra daha ne kadar devam eder?

Cumartesi

PK


“Candy” adım diye seslendi diğer odadan. Elinde dilimlenmiş turp ve havuç olan bir kâse ile içeri girdi. “Sinirlerimi yatıştırıyorlar” dedi bir tanesini uzatarak. “Eninde sonunda düzüşmeyi bırakacağım bu şehirle.” (…)
“Nerden tanışıyorsunuz Miky ile?” diye sordu birden bire. Dondum kaldım söyleyecek hiç bir şeyim yoktu. Bir şeyler zırvalamalıydım biran önce, bir şeyler söylememi bekliyordu, dikkatle beni inceliyordu. Ben onu hafızama kazımıştım bile.  Her detayı gözümü kapattığımda zihnimdeydi. Sivri burnu, mor halkalar arasından bakan solgun gözleri, vücudunun üzerine özenle serpiştirilmiş benleri ince ayak bilekleri.  İnsanın hafızasını zorlamayacak şekilde akılda kalıcıydı, çekiciydi. Her konuşmaya başladığında derin nefes alışı daha bir çekici kılıyordu onu.
Duraksayarak başladım söze… “Biz uzun zamandır görüşmüyoruz, çok uzun.  Türkiye de tanışmıştık beraber kalıyorduk o zamanlarda. 18 ya da 19 yaşlarındaydık. Üniversite de okuduğum dönemde beraber takılırdık sürekli sonra o buraya döndü, görüşmedik ondan sonra… Ne zamandan beri berabersiniz?”
“Sanırım 4 ay kadar oluyor. Türkiye ye gittiğinden hiç bahsetmemişti bana. Yurtdışına çıkacak kadar cesareti olduğunu sanmıyordum açıkçası.“ Konuşmaya devam ederken odanın içinde gezinmeye devam ediyordu, oturmayı sevmeyen tiplerdendi herhalde ya da onu huzursuz eden bir şeyler vardı kestiremiyordum. Müzik setine doğru yanaştı. “ Ne dinlersin?”
“Fark etmez şey ya da bilemeyeceğim...” O zamana kadar müzikle hiç ilgilenmediğimi fark ettim. Hangi müziği seversin, kimi dinlersin, en sevdiğin film, kitap zırvalıklarına verecek cevabım yoktu. Sonra billboard da gördüğüm ve hiçbir fikrim olmayan birini söyleyiverdim.  “Lou Reed” dedim. Esrarengiz bir duruşu vardı o dev panoda dikkatimi çekmişti.  “90’dan beri dinlemiyorum” dedi. Müzik albümlerini karıştırmaya başladı. “İşte buldum!  'Loaded, Who loves the sun’ çalacağım…”
Kafamı sallayarak onayladım karşıma ne çıkacağı hakkında fikrim yoktu. Hayatında ilk defa karşı karşıya gelen birilerinin fazla konuşacak bir şeyi olmuyordu. Aslına bakarsan anlatılacak en çok şeyi tanımadığın birine anlatırsın, her şeyden bahsedebilirsiniz karşınızdakine…  Ancak yanındakine kurabildiğin hayallerden bahsetmek zorunda kalıyorsun.  Hiçbir şey hakkında fikri olmayan biri için konuşmak çok daha zordur. Olağan trafikten, hava değişiminden bahsetmek zorunda kalırsın, bu insanları sıkar. Hayallerinden bahsetmek istersin ama çekinirsin…
Müzik çalmaya devam ediyordu, Candy’nin elinde tuttuğu kâse boşaldı, bir kenara bıraktı. “Ne zamandan beri buradasın” diye sordu. “Geçen Salı geldim, şanlı bir şekilde Miky’nin  burada kaldığını öğrendim.”
“Nasıl oldu?” diye sordu.
“Posta işleriyle ilgileniyorum Türkiye’de, Micky tarafından gönderilmiş posta geçti elime, adresi oradan buldum anca vakit bulabilip geldim, şansım varmış ki hâlâ burada kalıyor…”   

Perşembe

Hala fotoğraftaki o sarı masum çocuksun....

Daralan gözler,
Daralan hayatın mı?
Geren tetiği.
Uzanırım bende yanına birgün,
Düşünmeden öldüğünü.
Dilimde şarkın sanki sen söyler gibi.
Bende birgün ölürüm,
Tıpkı senin gibi.

Salı

Şey

Dokundum
Bir melekti
Bundan on yıl önceydi
Şimdi bir fahişe
Hatırlar mı acaba
Meleğim, deyince
Oda aydınlandı
Gözleri gözlerimi seçti
O söyledi!
-Meleğim!
Söyledim.
-Sus. Geldim!

Perşembe

Movies

Parçalanan hayatlarımızın tedavisiydi filmler.
Daha kötü ne mi olabilirdi?
İşte herşey karşımızda.
Boşverdik.
Gevşememiz gerekiyordu.
Biraz içtik ve seviştik.

Pazartesi

Bar Sineği


Güzel kızlar var etrafımda,
Hepsi bir masanın etrafına toplanmış.
Her şeyden bahsediyorlar
Erkekler, kızlar, ülkeler, paralar!
Hiçbir boktan haberleri yok,
Giydikleri jartiyerin renginden başka.
İğrenerek bakıyorum onlara!
İğrenerek bakıyorlar bana!
Hiç birinin bir derdi yok,
İçlerine alacakları s.kin boyundan başka!
Gidiyorum, barın üstünde duran içkimden
bir yudum daha alıyorum.
Yüksek bir yere çıkıyorum.
İnsanları seyretmeye doyamıyorum!

Cumartesi

Soyut

Uygunsuz durumlarda yakardı sigarasını.
Cevap vermezdin hiç bir soruya.
Konuşur tartışırdım hep kendi aramda.
Uğruna inandığım herşeyi atardı sokağa
Hep aynı konçertoyu dinlerdik
Yaz biterdi, biz biterdik.