Cuma

Küçük PRENS ile röportaj...

"İnsan milyonlarca yıldızdan yalnızca birinde yaşayan tek bir çiçeği seviyorsa yıldızlara bakmakla bile mutlu olabilir. Çiçeğim oralarda bir yerde diye kendini avutur. Ama dediğim gibi. Büyükler bunu anlayamaz çünkü onların çok daha önemli işleri var."

Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry 'nin en ünlü romanı. Basit bir çocuk kitabı gibi görünen ama aslında yaşam, sevgi ve aşk hakkında derin anlamlar içeren Küçük Prens'te bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası anlatılıyor. Bu yüzden bir çocuk kitabı olarak değil, büyüklere hitap eden bir kitap olarak bakmalıyız ona. Kitabın sade bir özetini yapmak bana onun esas amacını veremeyecekmişim gibi geldi. Bu yüzden bende küçük prensle röportaj yapıyormuşum gibi yazdım. Lütfen şimdi sizde astronot kıyafetlerinizi giyip benimle beraber B-612 asteroyidine gelin ve küçük prensin öğütlerini dinleyin.
soru: Kitabınızda biz büyükleri sürekli eleştiriyorsunuz. Bizim göremediğimiz kusurlarımız ne?
cevap: Benim gezegenimi ilk kez 1909 yılında bir Türk gök bilimcisi gözlemledi ve bu buluşunu uluslar arası gök bilim kongresinde açıkladı. Fakat kıyafetlerinden dolayı onu kimse dinlemedi. Mesela mutlu bir rastlantıyla gezegenimin ünü kurtuldu. Büyük bir Türk önderi Türkleri Avrupalılar gibi giyinmeye ikna etti. Bir süre sonra da gök bilimcisi görüşlerini şık giysiler içinde tekrar söyledi. Bu sefer herkes ona hak verdi. Büyükler işte böyledir. İnsanın düşüncesinden çok dış görünümüne önem verirler.
Size gezegenimin kısa öyküsünü anlatmamın bir nedeni daha var. Siz büyüklerin sayılara karşı bir tutkusu var. Mesela pembe kiremitli , penceresinde sardunyalar olan bir ev dersem bunu anlamazsınız, ama yüz bin dolarlık bir ev dersem "aman ne güzel ev!" dersiniz.
soru: Buraya gelirken 325,326,327,328,329,330 gibi gezegenleri de gördük. Burada kimler kalıyor? Onları tanıyor musun?
cevap: Kesinlikle. Onların hepsi benim arkadaşım. Sadece büyük oldukları için biraz tuhaflar o kadar....
soru: Peki tuhaflıkları ne?
cevap: Mesela 327. gezegende bir içkici oturuyor. Bir gün onunla tanışmaya gittim. Onu ilk gördüğümde içiyordu. Neden içtiğini sordum. Bana:
-unutmak için.
-Peki neyi unutmak istiyorsun?
-utandığımı unutmak için.
-Peki neden utanıyorsun?
-İçmekten.
Onu kendi halinde bırakıp gezegenime geldim. Büyükler gerçekten çok tuhaf. Bir şeyi daha belirtmeliyim. Biz küçükler büyüklere karşı biraz anlayışlı olmalıyız. Onların kusurlarını anlayışla karşılamalıyız.
329, gezegende de sürekli hesap kitap işleri yapan biri var. Onun yanına gittiğimde beni görmedi bile. Bende benim farkıma varana kadar bekledim. Bir süre sonra dayanamayıp sordum.
-neleri sayıyorsun?
Sorumu duymamazlıktan geldi. Bende sorumu tekrar tekrar sordum. En sonunda dayanamadı.
-yıldızları sayıyorum.
-neden?
-onların hepsi benim. Kaç tane olduklarını sayıyorum.
Yıldızlara sahip olmak bana çok saçma geldi.
-neye yarar ki tüm yıldızlara sahip olmak?
-zengin olmaya yarar.
Anlaşılan bu adamında kafası içkicininki gibiydi. Bir süre sonra sıkıldım. Yıldızlara sahip olmak bana hiç eğlenceli gelmedi ve bende kendi gezegenime döndüm.
soru: Peki Dünyaya geldin mi?
cevap: Evet. Bir kez geldim. Dünyada da o gezegenlerde gördüğüm insanları gördüm. Hepsi de kendilerince önemli işlerin peşinde koşuşturup duruyorlardı.
soru: Peki büyüklerin aradığı ne?
cevap: Büyükler trenlere doluşarak giderler ama ne aradıklarını bilmezler. Telaş içinde dönüp dururlar. Oradaki insanlar bir bahçede bin gül yetiştirir ama aradıklarını bulamazlar. Oysa aradıkları şeyi tek bir gül yada bir damla suda bulabilirler.
İnsan milyonlarca yıldızdan yalnızca birinde yaşayan tek bir çiçeği seviyorsa yıldızlara bakmakla bile mutlu olabilir. Çiçeğim oralarda bir yerde diye kendini avutur. Ama dediğim gibi. Büyükler bunu anlayamaz çünkü onların çok daha önemli işleri var.
soru: Peki gerçek dostluk nasıl olmalı?
cevap: Bu iş o kadar kolay değil. Önce benden biraz öteye oturmalısın. Çünkü konuşmak aynı zamanda anlaşmazlıklarında kaynağıdır. Eğer anlaşırsak her gün biraz daha yakın oturabilirsin. Mesela her gün saat 3 te gelirsen ben saat 2 den itibaren sevinmeye başlarım. Böylece mutluluğun tadını çıkarırım. Oysa değişik saatlerde gelirsen yüreğimi ne zaman hazırlayacağımı bilemem........
AHMET KUMCU
2007 ŞUBAT

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder