Önceden kurduğu alarmın sesiyle
uyandı. Gözleri ovuşturdu avucuyla kalkmadan, kısa bir süre alarmı neden
kurduğunu düşündü. Doğruldu yatmış olduğu koltuktan, sehpanın üzerinde duran
soğumuş kahvesinden birkaç yudum aldı. Kalkıp banyoya gitti aynaya baktı yorgun
gözleriyle ellerini lavabonun üzerine dayayıp. Yine düşündü bir süre duş alıp
almamak konusunda. Koltuğunun altını kokladı, yüzünü ekşitti. Duş kabine uzanıp
sıcak suyu açtı, sonra vazgeçti sıcak suyu kapatıp soğuk suyu açtı. Kabine girdi
üzerinde bir şey yoktu zaten, elbise giymeyi sevmiyordu. Vücudunu ıslattı,
ayaklarını en son başından aşağıya tuttu fıskiyeyi. Derin nefes alıp veriyordu
eline çabucak şampuanı geçirdi avucuna döktü ve saçını yıkamaya başladı. Saçından
köpüğü arındırdıktan sonra vücudunu sabunladı, durulandı ve çıktı duştan. Havluyu
sardı beline, saçlarına. Odaya geçti kurulanıp üstüne daha önceden seçtiği
pantolonu ve tişörtü geçirdi. Çorap giymedi, çorap giymeyi sevmezdi. İç
çamaşırını koyu renk seçti, hep koyu renk seçerdi.
Kapının üzerinde duran anahtarları
alıp cebine koydu. Geri dönüp sehpanın üzerinde duran telefonunu, birkaç lirayı
cebine koydu, saate baktı 22:40 ı gösteriyordu. Ayakkabılarını giydi, kapıyı açtı
evin karanlığıyla vedalaşarak kapıyı çekti. Beyoğlu’na gitmek için yola
koyuldu.
Selim ile BARFLY adlı barda buluşacaklardı. Hiçbir yere uğramadan direk bara
gitti. Konuştukları gibi üst kata çıktı soldan 3. masaya baktı Selim gelmemişti
henüz, sandalyeyi çekti ve yüzü merdivenlere bakar şekilde oturdu, kendisine
doğru gelen garson kendine ulaşmadan “bira” diye bağırdı “bir büyük bira”
Selim geldi bira ile beraber, oda
istedi aynısından. Eskiden tanışıyorlardı, bir sergide aynı tabloyu incelemeye
koyulmuşlardı bir saat boyunca “Mexico
Frida Kahlo 1949 Diego y yo” olarak
imzalanmış tabloya bakıyordu her ikisi de. Selim konuşmuştu ilk –Gözyaşları, neden? Lirik dalgınlıktan
sorunun kendine sorulduğunu fark etmemişti. Karşısına geçti Selim –Gözyaşları,
neden? Lirik şaşırmıştı –Üzgün olduğu için diyerek cevapladı gözlerini tablodan
ayırmadan. –Neden üç gözlü Diego? Diye sordu
Lirik de –Üzüldüğünü bir tek Diego görüyor. Dedi. Birbirlerine baktılar,
birbirlerinin gözünün içine aktılar.
Birbirlerine gülümsediler, Frida’ya
üzüldüler. Lirik elini tabloya uzattı gözyaşına dokundu Frida’nın. Birlikte yürüdüler, yine Selim konuştu önce –Selim ben
dedi. –Lirik dedi. Sustular. Önümüzdeki 5 yıl boyunca hep konuşacaklardı.
Kapıdan çıkarken bu sefer Lirik konuştu –Bir şeyler içmek ister misin benimle. –Olur
dedi. BARFLY’a gidelim dedi.
Gittiler.
O günden bu yana hep aynı barda
buluştular. İlk birbirlerinin avuçlarını hissettikler yer şimdi son kez hissettikleri
yer olacaktı.
Selim’in birası geldi. Aynı anda
kaldırdılar bardakları bir yudum aldı Selim, Lirik soluksuz yarıladı bardağı.
–Bu sabah mı çıkıyorsun yola?
–Evet.
–Bende kalmak ister misin?
–Olmaz.
Gözlerini ayırdı Selimden başı öne
düştü. Birasını içmek için tekrar kaldırdı başını. Selim kapalı bir zarf
bıraktı masanın üstüne, aldırış etmedi Lirik, birasını içti.
–Vedalar en zorudur.
–Bilirim.
Selim birasını bitirdi, bitirir
gibi ömrünü Lirik’in. Elini uzattı gözyaşına dokundu.
–Üzülme.
–Olur.
Masadan kalktı ardına bakmadı,
Lirik arkasından bakmadı, birasına baktı, kaldırdı kafasını dönen pervaneye
baktı. Garsona baktı. “bir bira daha” diye bağırdı.
Dört bir içti masadan kalkmadan.
to be continued