Cumartesi

PK


“Candy” adım diye seslendi diğer odadan. Elinde dilimlenmiş turp ve havuç olan bir kâse ile içeri girdi. “Sinirlerimi yatıştırıyorlar” dedi bir tanesini uzatarak. “Eninde sonunda düzüşmeyi bırakacağım bu şehirle.” (…)
“Nerden tanışıyorsunuz Miky ile?” diye sordu birden bire. Dondum kaldım söyleyecek hiç bir şeyim yoktu. Bir şeyler zırvalamalıydım biran önce, bir şeyler söylememi bekliyordu, dikkatle beni inceliyordu. Ben onu hafızama kazımıştım bile.  Her detayı gözümü kapattığımda zihnimdeydi. Sivri burnu, mor halkalar arasından bakan solgun gözleri, vücudunun üzerine özenle serpiştirilmiş benleri ince ayak bilekleri.  İnsanın hafızasını zorlamayacak şekilde akılda kalıcıydı, çekiciydi. Her konuşmaya başladığında derin nefes alışı daha bir çekici kılıyordu onu.
Duraksayarak başladım söze… “Biz uzun zamandır görüşmüyoruz, çok uzun.  Türkiye de tanışmıştık beraber kalıyorduk o zamanlarda. 18 ya da 19 yaşlarındaydık. Üniversite de okuduğum dönemde beraber takılırdık sürekli sonra o buraya döndü, görüşmedik ondan sonra… Ne zamandan beri berabersiniz?”
“Sanırım 4 ay kadar oluyor. Türkiye ye gittiğinden hiç bahsetmemişti bana. Yurtdışına çıkacak kadar cesareti olduğunu sanmıyordum açıkçası.“ Konuşmaya devam ederken odanın içinde gezinmeye devam ediyordu, oturmayı sevmeyen tiplerdendi herhalde ya da onu huzursuz eden bir şeyler vardı kestiremiyordum. Müzik setine doğru yanaştı. “ Ne dinlersin?”
“Fark etmez şey ya da bilemeyeceğim...” O zamana kadar müzikle hiç ilgilenmediğimi fark ettim. Hangi müziği seversin, kimi dinlersin, en sevdiğin film, kitap zırvalıklarına verecek cevabım yoktu. Sonra billboard da gördüğüm ve hiçbir fikrim olmayan birini söyleyiverdim.  “Lou Reed” dedim. Esrarengiz bir duruşu vardı o dev panoda dikkatimi çekmişti.  “90’dan beri dinlemiyorum” dedi. Müzik albümlerini karıştırmaya başladı. “İşte buldum!  'Loaded, Who loves the sun’ çalacağım…”
Kafamı sallayarak onayladım karşıma ne çıkacağı hakkında fikrim yoktu. Hayatında ilk defa karşı karşıya gelen birilerinin fazla konuşacak bir şeyi olmuyordu. Aslına bakarsan anlatılacak en çok şeyi tanımadığın birine anlatırsın, her şeyden bahsedebilirsiniz karşınızdakine…  Ancak yanındakine kurabildiğin hayallerden bahsetmek zorunda kalıyorsun.  Hiçbir şey hakkında fikri olmayan biri için konuşmak çok daha zordur. Olağan trafikten, hava değişiminden bahsetmek zorunda kalırsın, bu insanları sıkar. Hayallerinden bahsetmek istersin ama çekinirsin…
Müzik çalmaya devam ediyordu, Candy’nin elinde tuttuğu kâse boşaldı, bir kenara bıraktı. “Ne zamandan beri buradasın” diye sordu. “Geçen Salı geldim, şanlı bir şekilde Miky’nin  burada kaldığını öğrendim.”
“Nasıl oldu?” diye sordu.
“Posta işleriyle ilgileniyorum Türkiye’de, Micky tarafından gönderilmiş posta geçti elime, adresi oradan buldum anca vakit bulabilip geldim, şansım varmış ki hâlâ burada kalıyor…”   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder